|
ELAZIĞ KÜÇELERİ
Mehmet TOPAL
Gazeteci-Yazar
Halkla
İlişkiler Uzmanı
Çocukluğumda ve
ilk gençlik yıllarımda büyüklerimizden ve yakın çevremizdeki
yaşlı kimselerden çok sıkça duyduğum güzel bir kelime vardı.
“küçe”
Bu kelimden
kurulu kulağa çok hoş gelen cümleler vardı.
“Ne gezisiz
küçelerde?”
O yıllarda
“küçe” kelimesinin ne anlama geldiğini bildiğimizden
büyüklerimize tepki göstermiyorduk, daha doğrusu
gösteremiyorduk. Aradan uzun yıllar geçti. 2000’li yıllara
geldik. Elazığ ile ilgili eskiye yönelik araştırmalar yaparken,
birden o cümle kulaklarımda yankılanmaya başladı:
“Oğlum, ne
gezisiz küçelerde?”
“Küçelere heç
doymi misiz?”
“Küçeler garın
doyurmaz!”
“Küçelerde
gezmenin sonu yohdur”
Sahi neydi bu
“küçe” kelimesi mana olarak. Büyüklerimiz küçelerden neden bu
kadar korkuyor ve bizleri sakınıyorlardı? Devamlı dikkat çekip
küçeler konusunda uyarıyorlardı?
Elazığca da(*)
“KÜÇE” sokak manasında kullanılıyordu. Sokak köşeleri de bu
tanım içerisine giriyordu. O yıllara kadar Anadolu’nun
kentlerindeki eski yapılaşmada sokaklar ve caddeler bugünkü gibi
geniş değildi. Sokaklar daracıktı. Caddelerin genişlikleri 3-5
metreyi, sokakların genişlikleri de 2-3 metreyi geçmezdi. Bu
sokaklara tek atlı at arabası bile giremezdi. Kış aylarında
damlara yağan karlar bu sokaklara kürenir, evden eve gitmek için
kar içerisinden tüneller açardık.
Erkek
çocuklarında “küçe kültürü”, yani sokak kültürü çok zengin
olurdu. Kavgaya, küfüre, sigaraya, içkiye, kumara, uyuşturucuya,
hovardalığa ve daha birçok şeye hep bu küçe kültürü içerisinde
başlanılırdı.
Küçe yalnızca
Elazığ’a özgü yerel bir kelime değildir.
Azerbaycan’da
bugün bile televizyonlardan izlediğimizde küçe kelimesini cadde
anlamında kullandıklarına tanık olmaktayız. Şanlıurfa’da,
Siverek’te, Diyarbakır’da “daracık sokak” manasında kullanılan
bu dar sokakları Bitlis, Malatya, Erzurum ve Van illerinde de
görmekteyiz.
Elazığ şehir
merkezinde; Yukarı Yemeniciler Çarşısı, Zincirli Hanın alt
tarafı, Şıra Pazarı civarında, Hacı Ziya Bey Hamamı civarında,
Ulusoy Garajı’nın orada bu daracık sokaklardan vardı.
Harput’taki
küçeleri de unutmamak gerekir.
Aksaray’da,
Kızılay’da, Sürsürü’de, Ulukent’de, Mustafa Paşa ve İstasyon
Caddesi’nin batı kısmındaki Derviş Mahallesinde, Akçakiraz’da
birçok küçe vardı.
Bu küçelerdeki
trafiği en güzel anlatan rahmetli babamdı. Babam; “KÜÇELERDE BİR
KİŞİYE YOL VARDIR. BİR KİŞİ ÖNDE GİDER, İKİ KİŞİ ARKADA” derdi.
Küçelerde
yaşanan hayatlar, bırakılan anılar olur da, küçelerin türküleri
olmaz mı? Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü 2002
yılında bu alanda bir ilke imza atarak “DİYARBAKIR KÜÇE
TÜRKÜLERİ” adında 20 eserin yer aldığı bir kaset ve CD
hazırladı. Eserleri Belediye Türk Halk Müziği Korosu
seslendirdi. Böylece Diyarbakır’ın Sokak Türküleri”
unutulmayacak.
(*) Mehmet
TOPAL, Elazığca, 3.Baskı, Sayfa:48, Yedirenk Matbaacılık,
MALATYA-2003
Küçe; bazen
genel anlamda evin dışındaki genel hayatında karşılığı
olabiliyordu.
|