|
BAŞYAZI
GÜLÜN
BİTTİĞİ YERLERE BAK (!)
Mehmet
TOPAL
Günlük
hayatımızda çok sık bir şekilde kullandığımız birçok özlü ve
ünlü sözün geçen zaman içerisinde anlam ve önemlerini
yitirdiklerini hepimiz biliyoruz. Ama ağız alışkanlığından ya da
yerine günümüzün hayat felsefesini yansıtacak güzel örnekler
koyamadığımızdan olsa gerek ki, yine eskilerini kullanırız.
Artık kullanım
süreleri dolmuş olan; “Annenin vurduğu yerde gül biter”,
“Öğretmenin vurduğu yerde gül biter”, “Polisin vurduğu yerde gül
biter”, “Hocanın vurduğu yerde gül biter”, “Kocanın vurduğu
yerde gül biter”, “Dayak cennetten çıkma”, “Eti senin kemiği
benim”, “Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir, Tekdir ile
uslanmayanın hakkı kötektir”, “Kol kırılır, yen içinde kalır”
sözlerin piyasadan çekmeliyiz diye düşünüyorum.
Bu sözleri
analiz ettiğimiz zaman dayak atmaya, dayak yemeye çok alışık,
agresif bir toplum anlayışımızın var olduğu gerçeği ortaya
çıkmaktadır. Öğretmenin görevi öğrenci yavrularımızı eğitmek,
onu topluma yararlı bir birey olarak yetiştirmektir. Çocuğu
okula yazdırıp, sanat öğrenmesi için bir ustanın yanına koyup
öğretmene ve ustaya “Eti senin, kemiği benim” dersek, dayak
yediği zaman da “Öğretmenin vurduğu yerde gül biter” diye
çocuğumuzu avutursak, üstüne üstlük azarlar bir tokatta biz
çekersek o çocuktan hayır gelir mi? Yarın hayata atıldığında o
çocukta ailesinden, öğretmeninden ve ustasından gördüğü dayaklı
eğitimin aynısını yapacaktır.
Polis dayağı
karşısında da hemen “polisin vurduğu yerde gül biter” dersek, bu
da olmaz. Eskiden jandarma dayağından korkulurdu, şimdi
korkulmuyor. Neden? Jandarmamız kendini yeniledi. Toplumsal
olaylarda bile ilk tercihleri dayak olmuyor. Demek ki, devletin
kolluk güçlerinin dayakla görev yapmasına gerek kalmamıştır. En
büyük kanundur, dayak değil. Ama sana sopayla, silahla saldıran
olursa onun da gereğini yapmak kaçınılmazdır.
Aile içi
şiddette de aynı kolaycılığımız vardır. Kocasından dayak yiyen
kadınlara çevresindekiler “kocanın vurduğu yerde gül biter” diye
tesellide bulunurlar. Kadın niye dayak yesin kardeşim? Evliliğin
temeli dayak değil, sevgi ve saygı olmalıdır.
Bir de “kol
kırılır, yen içinde kalır” diye bir özdeyişimiz var. Olanı
dışarıya anlatmamak için söylenmiş. Kol kırılırsa, o kolu bir
ortopediste götürmek lazım. Aksi takdirde yanlış kaynar, ya da
kangren olur. Netice de kol bile kaybedilebilir. Açık olmakta
yarar vardır. Yapılan her kötülüğü toplumun her katmanında ört
bas edersek, insanların psikolojileri bozulur. Hastaneler
psikolojisi bozuk insanlarla dolup taşar. Bu insanlar uzun
vadede toplum içinde de zararlı davranışlar sergilerler.
Dayak neden
cennetten çıkma mübarek bir nesne gibi gösteriliyor? Bana
kalırsa dayak, cennet gibi her faninin öteki tarafta hayallerini
süsleyen, oraya gitmek için büyük çaba gösterdiği güzel ve ebedi
bir mekan olduğu için, cennetin manasına ve önemine ters düştüğü
ve hiç yakışmadığı için, tıpkı şeytan gibi cennetten kovulmuş
diğer bir deyişle de kapı dışarı atılmıştır.
Gül; çok güzel
bir çiçektir.
Türklerin ve
Müslümanların sembolüdür.
Bülbül, gül
dalında aşka gelmektedir.
Ben güle
baktığım zaman yüce peygamberimiz Hazreti Muhammed’i görüyorum.
Gül’ün
kokusunda Cennet’in ve Hazreti Muhammed’in kokusunu
hissediyorum.
Bunun içindir
ki; kandillerde ve Kutlu Doğum Haftalarında yüzümü gülsuyu ile
yıkıyorum.
Ben gül’ün
bittiği yerlere çok dikkat ediyorum!
Lütfen siz de
dikkat edin…
Uluova
Gazetesi, 09.Mayıs.2008 Cuma |