|
BAŞYAZI
ARTIK “KEMAL TURAN” YOK!
MEHMET TOPAL
Bizim gazetecilik
mesleği kutsal bir meslektir. Güçlüklerine rağmen zevkli bir
meslektir. Gençlerin son yıllarda doktorluk, mühendislik ve
öğretmenliğe paralel olarak gazetecilik mesleğine heves
duymaları da gazetecilik mesleğinin aynı zamanda “çözüm kapısı”
olmasındandır. Aslında gazetecilik okulla öğrenilecek bir meslek
değildir. Özel yetenek isteyen bir iştir. Başkalarının
dertlerini dert edinme ve çözüme kavuşturma işidir. Kendi
rahatını düşünen adamdan gazeteci olmaz. İletişim Fakültelerini
bitirip te başka sektörlerde görev alanların hepsi eğer gazeteci
olsaydı, gazetelerde, radyo ve televizyonlarda kimselere yer
kalmaz, beklide sorunlarımız daha fazla ve daha farklı bir
şekilde gündeme getirilir, çözüme kavuşturulurdu.
Bizler
yeteneklerimizle çekirdekten çalışarak bu işi öğrendik.
Örneğin; geçenlerde
aramızdan ayrılan rahmetli Kemal Turan, Hukuk mezunuydu.
Avukatlık yerine gazetecilik yapıyordu. Kemal Turan, Elazığ’ın
yetiştirdiği iyi gazetecilerden biri ve bir meslek büyüğümüzdü.
Kalemi güzeldi. Kentimizin çözüm bekleyen sorunlarını hem köşe
yazısı ve hem de haber olarak yazardı. Aynı dönemde rahmetli
Muhsin Parlar’ın da kalemi keskindi. Bir de rahmetli İbrahim
Kara güzel yazılar yazarlardı. Kemal Turan, Muhsin Parlar ve
İbrahim Kara ile basın toplantılarına gitmenin biz genç
gazeteciler için önemi çok büyüktü. Bunlar çok okuyan ve yazan
meslek büyüklerimizdiler. Elazığ’ın ve Türkiye’nin meselelerine
vakıf gazetecilerdi. Onlarla usta-çırak ilişkisi içerisinde
gerçekten çok şeyler öğrendiğimizi gönül rahatlığı ile ifade
edebilirim.
Bilhassa Kemal Turan,
üniversite eğitimi almış bir hukuk adamı da olduğu için
katıldığı her toplantıda kelimeleri ve cümleleri seçerek ve çok
kibar bir üslupla karşısındakine yöneltirdi. Valilikte, Belediye
Başkanlığında, Emniyette ve diğer tüm kuruluşlarda bir gazeteci
olarak rahmetlinin büyük bir hatırı ve ağırlığı vardı. Ben
şahsen Kemal Turan ve diğer meslek büyüklerimizin katıldıkları
basın toplantılarından büyük keyif alırdım. Onlarla katıldığımız
basın toplantılarında eğer erken gitmişsek asla saygısızlık
edipte en üst başa gidip kurulup oturmazdık. Onların oturacağı
koltukları sayarak boş bırakırdık. Meslek büyüklerimiz bu
terbiye ve nezaketimizden olacak ki, bizleri çok sever ilgi
gösterirlerdi. Şimdi öyle olmuyor. Daha dünkü çocuk gidip en üst
başta oturuyor, bir de ayak ayak üstüne atıyor. Bu da
yetmiyormuş gibi bir güzelce de yayılıyor. Memleket belki de ilk
defa böyle bir gazeteci(!) görsün diye elinden geleni arkasına
bırakmıyor. Eğitimsizlikten kaynaklanan bu ve benzeri
saygısızlıklar, bu mesleğe yıllarını veren meslek büyüklerini
basın toplantılarında soğutarak uzaklaştırdı. Kırk yıldır
gazeteciliğin her kademesinde görev alarak çalışan birisi olarak
bir gün olsun bunlar gibi hava basmadık.
Eski patronlar
böylesi gençlere hemen yol verirlerdi. Kurumu en iyi temsil
edecek, yetenekli gençlere ise daha iyi yetişmeleri için imkan
tanır, onlarla sohbet ederek eğitim verirlerdi. Şimdi kimse
kimseye zaman ayırmıyor. Çark dönsün de nasıl dönerse dönsün
şeklinde yanlış bir iş anlayışla hareket ediliyor.
Kemal Turan; bir
hukukçu, bir gazeteci ve bir patron olarak yeri doldurulamayacak
değerli bir insandı. Son yıllarını bizden uzakta İstanbul’da
geçiriyordu. Ama gönlümüzde onun yeri her zaman vardı. Bundan
sonra da her zaman var olacak ve kendisi şükranla, rahmetle
anacağız. Turan Ailesi’nin ikinci kuşak kalemlerinden olan
rahmetli Kemal Turan’ın ardından bu yarışın bayrağını daha
ileriki yıllara taşımak misyonunu üstlenen vizyon sahibi Murat
ve Eşref Turan kardeşlere başarı dileklerimle, onların güzide
şahıslarında tüm Turan Ailesi’ne sabırlar diliyorum. |