Yakın Doğu
Üniversitesi’nin konuğu olarak bir grup gazeteci arkadaşımızla
birlikte geçen Mart ayının son haftasında bir haftalığına Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gitmiştik. Elazığ grubunda Arif
Çakmak, Erol İlik, Hüseyin Keskin ve Kanal E’den teknik adam
Vedat Karavaş vardı.
Kıbrıs’tan
dönünce biz Elazığ gazetecileri biraz mütevazi davrandık. Ne
gidişimizi, ne de gelişimizi haber yapmadık. Birinci nedeni bir
Kıbrıs’a gittiler, kendi kendilerinin reklamını yapıyorlar
denilmesin, ikinci nedeni ise Yakın Doğu Üniversitesi’nin
reklamını yapıyorlar düşünülmesin idi. Ama bir gazeteci
gördüklerini yaşadıkları yazmak zorundadır. Bunu yapmazsa vebal
altına kalır. Çünkü orada yaşadıklarımız gerçekten çok güzel ve
bir o kadar da önemli şeylerdi.
Önce tutup
BARBARLIK MÜZESİ’ni
kaleme aldım. Uluova Gazetesi’nde fotoğrafları ile birlikte
yayınlandı. Okuyucular tarafından büyük ilgi gördü. Aynı yazıyı
benim aylık yayın organım olan BAŞKAN dergisinin (www.baskandergisi.com)
adlı sitesine de koydum. Böylece Elazığlı Şehit İlhanlar
hemşerilerimin aziz hatıralarına karşı, K.K.T.C.’ye karşı ve
Yakın Doğu Üniversitesi’ne karşı görevimi yerine getirmiş
oluyorum. Yakın Doğu Üniversitesi, bu gezileri sadece kendini
reklam etmek için düzenlemiyor. Aslında biz Türkiyelilere, Türk
Gazetecilerine, biden sonra da Türk Dünyasına K.K.T.C.’yi, yani
kendi ülkesinin tanıtımını yapıyor. Üniversitenin dışında
bütünüyle milli ve manevi duygularımıza yönelik notaların
bizlere gezdirilip, bilgiler verdirilmesinin ardında yatan
gerçek budur. Onlar için Yakın Doğu Üniversitesi’nin yazılması o
kadar da önemli değil. Onlar için Kıbrıs Türkü’nün ve K.K.T.C.’nin
geleceği önem taşıyor. Türk’ün elinden alınmak istenen K.K.T.C.’dir,
Yakın Doğu Üniversitesi değil. Olaya çok geniş bir pencereden
baktığınız zaman bu gerçeği çok rahat görür ve ona sahip
çıkarsınız.
Kıbrıs’ta ne
var?
Turizm var…
Gazinolar ve kumarhaneler var… Fuhuş var… Birahaneler, Cafeler,
Diskolar var… Üniversiteler var… Şehirler ve köyler birbirinden
uzaklar… Genç jenerasyon milli ve manevi yönden çok zayıf…
Camilerde hiç genç yok… Bir saf bile cemaat oluşmuyor..
Küçük bile olsa
böyle bir Müslüman ülke olur mu?
Bir hafta içine
ne çan, ne de bir ezan sesi duyduk.
1974 yılında
Barış Çıkartmasını yapmışız… Karaoğlanoğlu Şehitliği önündeki
çıkartmanın yapıldığı plajı aynen koruyamamış ve onu yok
etmişiz. Bugün Türk Askeri adadan çekilse, yeni jenerasyonun
Avrupalı olmak ve gelir düzeyini daha da artırmak yutturmacasına
kanarak dökülen şehit kanlarını unutup Kıbrıs’ı Rumlara
vereceklerine kanaat getiriyorum.
Kıbrıs; Uğrunda
ölünecek kadar güzel bir yer olduğu için uğrunda şehit ve gazi
olduk.
Kıbrıs’a çok
iyi sahip çıkmamız lazımdır.
Bu sahip çıkma
sadece maddi bağlamda olmuyor. Kıbrıs’a Türkiye’nin bir de
manevi çıkartma yapması şarttır. Orada özel okullar açmalıyız.
Diyanet İşleri Başkanlığımız bu işe daha ciddi bir şekilde el
atmalıdır. Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları ve büyük
holdingler manevi çıkartma konusunda gerekli kaynağı temin
ederek, burada insana yatırım yapmalıdırlar.
Yoksa Kıbrıs’ı
manen kaybederiz.